[ Risale-i Nur Külliyatından ]
Hadsiz misallerinden üç misâli: Sûre-i Nahl'in bir
sahifesinde birbirine muttasıl üç âyetin işâret ettikleri üç
fiilin hadsiz nüktelerinden üç nüktesini beyan ederiz.
Birincisi: ...وَ
اَوْحَى رَبُّكَ اِلَى النَّحْلِ اَنِ اتَّخِذِى مِنَ الْجِبَالِ
بُيُوتًا Evet balarısı fıtratça ve vazifece
öyle bir mu'cize-i kudrettir ki; koca Sûre-i Nahl, onun ismiyle
tesmiye edilmiş. Çünki o küçücük bal makinesinin zerrecik başında,
onun ehemmiyetli vazifesinin mükemmel proğramını yazmak ve küçücük
karnında taamların en tatlısını koymak ve pişirmek ve süngücüğünde
zîhayat a'zaları tahrib etmek ve öldürmek hâsiyetinde bulunan
zehiri o uzuvcuğuna ve cismine zarar vermeden yerleştirmek;
nihayet dikkat ve ilim ile ve gayet hikmet ve irade ile ve tam bir
intizam ve muvazene ile olduğundan, şuursuz, intizamsız, mîzansız
olan tabiat ve tesâdüf gibi şeyler elbette müdahale edemezler ve
karışamazlar. İşte bu üç cihetle mu'cizeli bu san'at-ı İlahiyenin
ve bu fiil-i Rabbâniyenin, bütün zemin yüzünde hadsiz arılarda,
aynı hikmetle, aynı dikkatle, aynı mizanda, aynı anda, aynı tarzda
zuhuru ve ihâtası, bedahetle vahdeti isbat eder.
İkinci âyet:
وَاِنَّ لَكُمْ فِى اْلاَنْعَامِ لَعِبْرَةً نُسْقِيكُمْ ِممَّا فِى
بُطُونِهِ مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ لَبَنًا خَالِصًا سَائِغًا
لِلشَّارِبِينَ
âyeti, ibret-feşan bir fermandır. Evet başta inek
ve deve ve keçi ve koyun olarak süt fabrikaları olan validelerin
memelerinde, kan ve fışkı içinde bulaştırmadan ve bulandırmadan ve
onlara bütün bütün muhalif olarak hâlis, temiz, safi, mugaddî,
hoş, beyaz bir sütü koymak; ve yavrularına karşı o sütten daha
ziyade hoş, şirîn, tatlı, kıymetli ve fedakârane bir şefkati
kalblerine bırakmak; elbette o derece bir rahmet, bir hikmet, bir
ilim, bir kudret ve bir ihtiyar ve dikkat ister ki; fırtınalı
tesadüflerin ve karıştırıcı unsurların ve kör kuvvetlerin hiçbir
cihetle işleri olamaz. İşte böyle gayet mu'cizeli ve hikmetli bu
san'at-ı Rabbâniyenin ve bu fiil-i İlahînin, umum rûy-i zeminde,
yüzbinlerle nevilerin, hadsiz validelerinin kalblerinde ve
memelerinde aynı anda, aynı tarzda, aynı hikmet ve aynı dikkat ile
tecellisi ve tasarrufu ve yapması ve ihâtası, bedâhetle vahdeti
isbat eder.
Üçüncü âyet:
وَمِنْ ثَمَرَاتِ النَّخِيلِ وَاْلاَعْنَابِ تَتَّخِذُونَ مِنْهُ
سَكَرًا وَرِزْقًا حَسَنًا اِنَّ فِى ذلِكَ َلآيَةً لِقَوْمٍ
يَعْقِلُونَ
Bu âyet, nazar-ı dikkati hurma ve üzüme celbedip
der ki: "Aklı bulunanlara, bu iki meyvede tevhid için büyük bir
âyet, bir delil ve bir hüccet vardır." Evet bu iki meyve, hem gıda
ve kut, hem fâkihe ve yemiş, hem çok lezzetli taamların menşe'leri
olmakla beraber, susuz bir kumda ve kuru bir toprakta duran bu
ağaçlar, o derece bir mu'cize-i kudret ve bir hârika-i hikmettir
ve öyle bir helvalı şeker fabrikası ve ballı bir şurub makinesi ve
o kadar hassas bir mizan ve mükemmel bir intizam ve hikmetli ve
dikkatli bir san'attırlar ki; zerre kadar aklı bulunan bir adam,
"Bunları böyle yapan, elbette bu kâinatı yaratan zât olabilir."
demeğe mecburdur. Çünki meselâ bu gözümüz önünde bir parmak kadar
asmanın üzüm çubuğunda yirmi salkım var ve her salkımda şekerli
şurub tulumbacıklarından yüzer tane var. Ve her tanenin yüzüne
incecik ve güzel ve lâtif ve renkli bir mahfazayı giydirmek ve
nazik ve yumuşak kalbinde, kuvve-i hâfızası ve proğramı ve tarihçe-i
hayatı hükmünde olan sert kabuklu, ceviz içli çekirdekleri koymak
ve karnında "cennet helvası" gibi bir tatlıyı ve âb-ı kevser gibi
bir balı yapmak ve bütün zemin yüzünde, hadsiz emsâlinde aynı
dikkat, aynı hikmet, aynı hârika-i san'atı, aynı zamanda, aynı
tarzda yaratmak, elbette bedâhetle gösterir ki; bu işi yapan bütün
kâinatın Hâlıkıdır ve nihayetsiz bir kudreti ve hadsiz bir hikmeti
iktizâ eden şu fiil, ancak O'nun fiilidir.
Evet bu çok hassas mizana ve çok mahâretli san'ata
ve çok hikmetli intizama, kör ve serseri ve intizamsız ve şuursuz
ve hedefsiz ve istilacı ve karıştırıcı olan kuvvetler ve tabiatlar
ve sebebler karışamazlar, ellerini uzatamazlar. Yalnız,
mef'uliyette ve kabulde ve perdedârlıkta, emr-i Rabbanî ile
istihdam olunuyorlar. İşte bu üç âyetin işaret ettikleri üç
hakikatın tevhide delâlet eden üç nüktesi gibi, hadsiz ef'al-i
Rabbâniyenin hadsiz cilveleri ve tasarrufları, ittifakla birtek
vâhid-i ehad, bir Zât-ı Zülcelal'in vahdetine şehadet ederler.
Bedîüzzaman
Said Nursî
(R.A.)
***
ANASAYFA