![]() |
![]() ![]()
| ![]() |
|
Ey kardeş! Benden birkaç nasihat istedin. Sen
bir asker olduğun için askerlik temsilâtıyla, sekiz hikâyecikler
ile birkaç hakikatı nefsimle beraber dinle. Çünki ben nefsimi
herkesten ziyade nasihâta muhtaç görüyorum. Vaktiyle sekiz
âyetten istifade ettiğim sekiz sözü biraz uzunca nefsime
demiştim. Şimdi kısaca ve avâm lisanıyla nefsime diyeceğim. Kim
isterse beraber dinlesin. Birinci Söz
Bismillah her hayrın başıdır. Biz dahi başta ona
başlarız. Bil ey nefsim, şu mübarek kelime İslâm nişanı olduğu
gibi, bütün mevcûdâtın lisan-ı haliyle vird-i zebanıdır.
Bismillah ne büyük tükenmez bir kuvvet, ne çok bitmez bir
bereket olduğunu anlamak istersen, şu temsilî hikâyeciğe bak
dinle!. Şöyle ki:
Bedevî Arab çöllerinde seyahat eden adama
gerektir ki, bir kabile reisinin ismini alsın ve himeyesine
girsin. Tâ şakîlerin şerrinden kurtulup hâcâtını tedârik
edebilsin. Yoksa tek başıyle hadsiz düşman ve ihtiyâcatına karşı
perişan olacaktır. İşte böyle bir seyahat için iki adam, sahraya
çıkıp gidiyorlar. Onlardan birisi mütevazi idi. Diğeri mağrur...
Mütevazii, bir reisin ismini aldı. Mağrur, almadı... Alanı, her
yerde selâmetle gezdi. Bir katı-üt tarîke rast gelse, der: "Ben,
filân reisin ismiyle gezerim." Şakî defolur, ilişemez. Bir
çadıra girse, o nam ile hürmet görür. Öteki mağrur, bütün
seyahatinde öyle belalar çeker ki, târif edilmez. Daima titrer,
daima dilencilik ederdi. Hem zelil, hem rezil oldu.
İşte ey mağrur nefsim! Sen o seyyahsın. Şu dünya
ise, bir çöldür. Aczin ve fakrın hadsizdir. Düşmanın, hâcâtın
nihayetsizdir. Mâdem öyledir; şu sahranın Mâlik-i Ebedî'si ve
Hâkim-i Ezelî'sinin ismini al. Tâ, bütün kâinatın
dilenciliğinden ve her hâdisatın karşısında titremeden
kurtulasın.
Evet, bu kelime öyle mübarek bir definedir ki:
Senin nihayetsiz aczin ve fakrın, seni nihayetsiz kudrete,
rahmete rabtedip Kadîr-i Rahîm'in dergâhında aczi, fakrı en
makbul bir şefaatçı yapar. Evet, bu kelime ile hareket eden, o
adama benzer ki: Askere kaydolur. Devlet namına hareket eder.
Hiçbir kimseden pervası kalmaz. Kanun namına, devlet namına der,
her işi yapar, her şeye karşı dayanır.
Başta demiştik: Bütün mevcûdât, lisan-ı hal ile
Bismillah der. Öyle mi?
Evet, nasılki görsen: Bir tek adam geldi. Bütün
şehir ahalisini cebren bir yere sevketti ve cebren işlerde
çalıştırdı. Yakînen bilirsin; o adam kendi namıyla, kendi
kuvvetiyle hareket "etmiyor. Belki o bir askerdir. Devlet namına
hareket eder. Bir padişah kuvvetine istinad eder. Öyle de her
şey, Cenâb-ı Hakk'ın namına hareket eder ki; zerrecikler gibi
tohumlar, çekirdekler başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi
yükleri kaldırıyorlar. Demek herbir ağaç, Bismillah der.
Hazine-i Rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere
tablacılık ediyor. Her bir bostan, Bismillah der. Matbaha-i
Kudret'ten bir kazan olur ki: Çeşit çeşit pekçok muhtelif leziz
taamlar, içinde beraber pişiriliyor. Herbir inek, deve, koyun,
keçi gibi mübarek hayvanlar Bismillah der. Rahmet feyzinden bir
süt çeşmesi olur. Bizlere, Rezzak namına en lâtif, en nazif,
âb-ı hayat gibi "bir gıdayı takdim ediyorlar. Herbir nebat ve
ağaç ve otların ipek gibi yumuşak kök ve damarları, Bismillah
der. Sert olan taş ve toprağı deler geçer. Allah namına, Rahman
namına der, her şey ona müsahhar olur. Evet havada dalların
intişarı ve meyve vermesi gibi, o sert taş ve topraktaki
köklerin kemâl-i sühuletle intişar etmesi ve yer altında yemiş
vermesi; hem şiddet-i hararete karşı aylarca nâzik, yeşil
yaprakların yaş kalması; tabiiyunun ağzına şiddetle tokat
vuruyor. Kör olası gözüne parmağını sokuyor ve diyor ki: En
güvendiğin salabet ve hararet dahi, emir tahtında hareket
ediyorlar ki; o ipek gibi yumuşak damarlar, birer asâ-yı Mûsa
(A.S.) gibi
Mâdem her şey mânen Bismillah der. Allah namına
Allah'ın ni'etlerini getirip bizlere veriyorlar. Biz dahi
Bismillah demeliyiz. Allah nâmına vermeliyiz. Allah nâmına
almalıyız. Öyle ise, Allah nâmına vermeyen gafil insanlardan
almamalıyız...
Sual: Tablacı hükmünde olan insanlara bir fiat
veriyoruz. Acaba asıl mal sahibi olan Allah, ne fiat istiyor?
Elcevab: Evet o Mün'im-i Hakikî, bizden o
kıymettar ni'metlere, mallara bedel istediği fiat ise; üç
şeydir. Biri: Zikir. Biri: Şükür. Biri: Fikir'dir. Başta
"Bismillah" zikirdir. Âhirde "Elhamdülillah" şükürdür. Ortada,
bu kıymettar hârika-i san'at olan nimetler Ehad-i Samed'in
mu'cize-i kudreti ve hediye-i rahmeti olduğunu düşünmek ve
derketmek fikirdir. Bir pâdşahın kıymettar bir hediyesini sana
getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini
tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de; zâhirî mün'imleri
medih ve muhabbet edip, Mün'im-i Hakikî'yi unutmak; ondan bin
derece daha belâhettir.
Ey nefis! böyle ebleh olmamak istersen; Allah
nâmına ver, Allah nâmına al, Allah nâmına başla, Allah nâmına
işle. Vesselâm. |