Hıristiyan iken Risale-i Nur'ları okuyarak Müslüman olan Filipinler-Manila'lı Saly Tayaban'ın Mektubu. |
güzel bir mektubunu orijinali ile birlikte berâ-yi mâlumât arz ediyoruz.
Müsaade ederseniz, size İslam'a giriş hikayemden bahsetmek istiyorum.
Ben, Katolik bir toplumda doğdum ve buluğ çağına kadar tamamen bu ortamda yetiştim. çocukluktan çıktığımda, kilisenin vermiş olduğu mesajlardaki tutarsızlıkları anlamaya başladım ve de kilise liderlerinin iki yüzlülüğü, bana bunların gerçek Hıristiyanlığı temsil etmedikleri kanaatini verdi. Bu hayal kırıklığı, beni Katolik kiliseden ve dolayısıyla
zamanla da Allah'tan uzaklaştırdı. Üniversiteye gelene kadar, artık ben Allah'ın (haşa) olmadığına (olsa bile bize ehemmiyet vermediğine) iyice inanmaya başladım. Yıllarca dini merasimlerden ve içinde dini mana içeren her şeyden kaçtım. Kendimi her şeyi bilen ve herşeye gücü yeten bir Zat'ın olmadığı noktasında ikna ettim. Hesap verecek birinin olmadığı bir hayat bana daha kolay göründü.
Hayatıma bir açıklık getirmek ve bir mana vermek için, hayatımın mutlak prensipleri olarak cihan-şümul adaleti, sulhu ve uyumluluğu kendime rehber edindim, ama "Halk edici bir Zatın mevcudiyeti" fikrini asla.
Bir gece yarısı, benim bu gururumun boş olduğunu bana gösterdi. Eve doğru yürürken, muhteşem gökyüzüne baktım, akıp giden bulutların ay ışığında raks ettiklerini gördüm. Onun muhteşem güzelliği beni kavradı. O gece, bir anda, bu fitri, orijinal, mükemmel gecenin renginin tesadüfen olamayacağı fikri, (ki daha önceleri böyle olduğuna kendimi zorlamıştım) beynimde şimşek gibi çaktı.
Bunun arkasında, mutlaka bir sanatkâr olmalı idi ve bu boyama, bu renkler onu tanımamız içindi. Kendi kendime "Evet Allahım! Sana inanıyorum." dediğimi işittim ve Allah'a bu hidâyeti bana nasip ettiği için şükrettim.
Allah'a olan imânımı tekrar yenilemem gerektiğine karar verdim ve tekrar araştırmaya, eskiden bıraktığım Hıristiyanlığa ve onun mezheplerine geri dönerek başladım. Her birisi, kendilerinin doğru Hıristiyanlık olduğunu iddia ediyordu. Hepsi de beni iyi karşıladılar ve hangisine gitsem, bana doğru yere geldiğimi söylüyorlardı. Bununla beraber dogmaların çok kısıtlayıcı olduğunu hissettim.
Ayrıca İncil'in değişik yorumları da birbirine ters düşüyordu. Bu sefer, öncekinden daha fazla gözümü açmış olarak onları terk ettim.
Mistik, doğu dinlerini araştırdım. Bir müddet, beni o Yüceye bağlanan meditasyonu denedim. Bir müddet sonra, kalbim tekrar yorgun düştü. Allah'ı bilmeyi ve ona kulluk etmeyi şiddetle arzu ediyordum ama bugüne kadar karşılaştığım düşünce sistemleri ve dinler, bundan yoksundu. Haliyle, şuna kanâat getirdim ki, mükemmel bir din yoktur. Bütün Dinler, insan yapımıdır.
Ya kültürel değerlerden etkilenmiştir, ya da kurucusunun şahsiyeti üzerine bina edilmiştir.
İlginçtir ki; Filipinler' de yaklaşık dört milyon Müslüman olmasına rağmen, bunlardan bir tanesi ile de tanışmadım. Ne İslâm'la ilgili bir yazı, ne de bir kitaba rastladım. Sadece bildiğim, haberlerde çıkan, Ebu Sayyaf'ın yağmalama haberleri ve de isyancı Moro İslamî Hürriyetçi Güçler ile hükümet arasındaki barış görüşmelerinin devamlı olarak bozulmasıydı.
Şimdi, Allah'a bana Türkiye'den iki talebe gönderdiği ve yanlarında Risale-i Nur'u getirdikleri için şükrediyorum.
Şöyle bir söz vardır: "Talebe hazır olduğunda muallim ortaya çıkar." Ve Risale-i Nur beni doğru bilgiyi bulmak için gösterdiğim sonuç vermeyen, ümitsizce araştırmalarımdan tükendiğim bir zamanda bana göründü.
Ama başta Risaleye inanmak kolay değildi. Korkularım, şüphelerim, gururum, önyargılarım ve de kafamdaki karışıklıklar onu daha çabuk anlamama mani oldu. Bu menfi tesirlere karşı, Risaleler, nazik bir şekilde, bunları izale etti. İçinde yazılı olan her şey, bizim bilmemiz gerekenler. O; bugüne kadar bildiğim, o derin, manevi yazıların hepsinden daha üstün...
İzahatlar açıkça, sade ve mantıki olarak veriliyor, bütün şüpheler, korkular, önyargılar ve de muğlak meseleler izale ediliyor.
Risaleler, saadetli ve manidar bir hayata çeken bir mıknatıs gibidir. Ben, okudukça ona daha çok aç olduğumu hissettim. Daha diplere daldıkca, daha fazla mücevherler buldum. İçindeki hakikatleri daha çok araştırdıkça daha fazla zihnen, ruhen ve de hissen ikna oldum. Daha çok okudukca, daha çok Allah'ın emirlerine teslim olma arzusu bende arttı.
Şimdi Risaleler, Filipinler'de. İnşallah , İslam'ın burada yanlış anlaşılmasını düzeltecek ve de onları Said Nursi'nin emelini taşıdığı İslami bir millet haline gelmesine vesile olacak.
Eğer sokakta herhangi bir Filipinli'ye Müslümanlar kakında ne düşündüğünü soracak olursanız, cevap olarak şunları duyacaksınız:" Cihad, affetmemek, işkence, gericilik, cehalet, Hıristiyan düşmanı, Yahudi düşmanı, Amarikan düşmanı, ikinci sınıf vatandaş muamelesi gören kadınlar vs...
Bu insafsız hücumlar; maalesef , Ebu Sayyaf'ın terörist faaliyetleri, Milliyetçi İslam hareketlerin ayrı bir Mindanao İslam Cumhuriyeti kurma çabaları, vs... medyada devamlı olarak propagandası yapılan batı düşünce hegemonyasının ürünüdür.
Ne yazık ki, İslam Filipinler' de gayr-i Müslimler tarafindan yanlış anlaşılıyor.Özellikle de kendi terörist faaliyetlerini haklı çıkarmak için, ifratkâr islamî gruplar, zarar verircesine, diğer Müslümanları 'Resulullah'a (A.S.M) layık değiller' diye itham etmektedirler. İşte Risale-i Nur, bu nevi cehalet karanlıklarında olanlara da Nur getircek inşallah.
Her yerde ve her gün sadece İslam'ın değil, hayatın kudsiyetine de hücum ediliyor. Zihnen karışıklık, çarpışma, tahkir, kayıtsızlık, manen yorgunluk ve de anlamsızlık bugünkü gençliğin durumunu ifade ediyor. Onların, bu milletin ümidi olarak, hakiki ve doğru rollerine ulaşmak için, daima yanan ve parlayan hikmet nuruna ihtiyaçları var. Özellikle Katolik Filipinliler içinde..
Burada, Hıristiyanlar ve Müslümanlar arasındaki tansiyon daima yüksektir; onların barış içinde bir arada olmaları çok zordur; zira , hassas ve kırılabilir. Said Nursi' Müslüman-Hıristiyan ittifakı noktasındaki fikirleri, bu tansiyonu düşürecektir. Şüphe duvarlarını yıkacaktır ve de Hıristiyanlığı tekrar asil ruhuna döndürecek ve İslamı yüceltecektir.
Kardeşiniz Saly Tayaban
|